‘Biyogüvenlik Protokolü’ olarak etiketlenmiş yazılar

Biyogüvenlik

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

Sanayide biyoteknoloji kullanımı Türkiye’de henüz gelişmemiştir. Bununla birlikte Türkiye, mısır, buğday, soya fasulyesi gibi tarımsal ürünlerin üretim ve tüketimi bakımından, “genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar” (GDO) için çok önemli bir pazar olarak değerlendirilebilir. Dünyada ve Türkiye’de transgenik bitkilerin ithalat yoluyla ülkeye getirilip ekilmesi ya da bu tür bitkilerden elde edilen gıda ürünlerinin iç pazarda satılması konularında siyasal, yasal, bilimsel ve teknik uygulamalar bağlamında ciddi boşluklar ve bunlardan kaynaklanan sorunlar bulunmaktadır.

Modern biyoteknoloji kullanımından ve bu yöntemle üretilen ürünlerden kaynaklanan olası riskler yalnız insan sağlığını değil, biyolojik çeşitliliği de içeren doğal kaynakları da tehdit etmektedir. Bu bağlamda, biyogüvenlik politika ve uygulamalarının öncelikli bir eylem olarak, tarım, çevre ve teknoloji politikalarıyla bütünleştirilmiş bir biçimde yaşama geçirilmesi zorunludur. Buna karşılık, tarımsal üretimin artırılmasına ve tarım zararlılarıyla mücadele ilaçları ile kimyasal gübre kullanımının azaltılmasına katkı sağlayabileceği ileri sürülen GDO’larm yaratabilecekleri potansiyel riskleri dikkate almamanın orta ve uzun vadede geri dönülemez çevresel etkilere yol açabileceği de unutulmamalıdır.

Türkiye’de bulunan türlerin transgenik olanlarının ülkeye girme, üretim ve yayılmasının, ekonomik açıdan olduğu gibi, biyolojik çeşitliliğin korunması açısından da yol açabileceği risklere ilişkin herhangi bir bilimsel çalışmanın henüz yapılmamış olması, olası tehditlerin boyutlarını daha da artırmaktadır.

Ayrıca transgenik bitkilerin, salıverildikleri ortamda bitki sosyolojisi, doğal türlerdeki genetik çeşitlilik, ekosistemdeki tür dağılımı ve ekolojik denge üzerindeki uzun dönemli etkileri bakımından Türkiye özel bir tehdit altındadır. Mevcut gen kaynağının tümüyle yok olmasına yol açabilecek böylesi bir risk, birçok yabanıl bitkinin gen kaynaklarını barındıran Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği açısından özel bir önem taşımaktadır. Buna ek olarak, ithal edilen bitkisel kaynaklı ham ve/ya da işlenmiş ürünler için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen denetim belgeleri ithal edilen ürünün GDO içerip içermediğini kapsamadığından, bu konuda bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, GDO içeren ve içermeyen ürünler karıştırılarak pazarlandığı için Türkiye’ye de girmiş oldukları ileri sürülmüştür.

Öte yandan, Türkiye’de 1998’den bu yana transgenik bitkilerin alan denemelerine alınmaya başlandığı bilinmektedir. Transgenik bitkilerin alan denemelerinin tamamlanmasının ardından tescili, üretime sokulması ve besin zincirinde kullanımının gündeme gelmesi beklenmektedir. Bu çalışmalar, henüz kurumsal ve teknik altyapının gelişmemiş ve AR-GE çalışmalarının çok yetersiz olması, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin bulunmaması gibi gerekçelerle eleştirilmektedir.

BÇS kapsamında hazırlanan Biyogüvenlik Protokolünü Türkiye 24 Mayıs 2000’de imzalamıştır. Bununla birlikte, protokol henüz onaylanmadığından, Türkiye’de biyogüvenlik konusundaki yasal boşluk sürmektedir.

Tarımsal Biyolojik Çeşitlilik ve Ekolojik Tarım

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

Türkiye’de tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunmasına ilişkin bütünleşik politikaların varlığından söz etmek olanaklı değildir. Tarımsal biyolojik çeşitlilik konusunda politika oluşturmak için gerekli kavramsal çerçevenin henüz geliştirilmemiş olduğu söylenebilir. Örneğin, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında tarımsal biyolojik çeşitlilik konusu yer almamaktadır.

BÇS’ye taraf olan ülkeler, 1996’da yapılan ve Türkiye’nin de katıldığı 5. Taraflar Toplantısı’nda tarımsal biyolojik çeşitlilik konusunda bir çalışma programı kabul etmişlerdir (Karar III/ll). 2000 yılında bu programın geliştirilmesi için karar alınmış (Karar V/5), 7-19 Nisan 2002 tarihleri arasında Lahey’de yapılan 6. Taraflar Toplantısı’nda da VI/5 sayılı karar kabul edilmiştir. Bu kararların ulusal düzeyde uygulanması için Türkiye’nin bir dizi önlem alması gerekmektedir. Öte yandan, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin, Anayasa uyarınca mevzuatın parçası oldukları dikkate alınarak, uygulamalarda öncelikle göz önünde bulundurulmaları gerekir. Aynı biçimde, Türkiye’nin imzaladığı ancak henüz onaylamadığı Biyogüvenlik Protokolünün de, onaylandıktan sonra yasa hükmünde olacağı göz önünde bulundurularak, ulusal uygulamalarda dikkate alınması için şimdiden düzenlemeler yapılmalıdır.