‘Biyolojik Çeşitlilik’ Kategorisi için Arşiv

Türkiye’nin Genetik Çeşitliliği

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

Türkiye’nin coğrafi yapısının farklılığı ve iki önemli Vavilovyan gen merkezinin (Akdeniz ve Yakındoğu) kesiştiği noktada yer alması, yüksek endemizm ve genetik çeşitliliği sağlar. Bu konum tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında da çok önemli bir rol oynar. Türkiye’de beş ayrı “mikro-gen merkezi” bulunmaktadır. Son 30 yıl içinde yerel ve ithal soyların kullanımıyla geliştirilen ve kayıtlara geçen tahıl çeşidi 256’dır; bunların 95’i buğday, 91’i mısır, 22’si arpa, 19’u pirinç, 16’sı süpürgedarısı, 11’i yulaf ve 2’si de çavdar çeşididir (Çevre Bakanlığı, 2001).

Türkiye florası, kültürü yapılmış önemli tarımsal bitki türlerinin yabanıl akrabalarını ve bu türlerle ilgili genetik çeşitliliği kapsar. Bahçe bitkilerinin yerli ve diğer çeşitlerinin, üretilmekte olan yaklaşık 50 cins ve yetiştirilip dağıtımı yapılan 100 kadar türle birlikte, 200’ü bulduğu düşünülmektedir Bu çeşitlilik meyve türlerinde de belirgindir ve sayının 138 dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Yabani asma türünü (Vitis silvestris) de barındıran Anadolu, üzüm asmasının (Vitis vinifera) gen merkezidir. Yerli çiftlik hayvanı türleri açısından da zengin bir genetik çeşitliliğe sahip olan Türkiye’de yerli hayvan ırklarının yabancı ırklarla çiftleşmesi genetik aşınmaya yol açmaktadır.

Türkiye’nin Biyolojik Çeşitliliği

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

Birbirine koşut uzanan Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağları ile biçimlenmiş, engebeli ve yüksek bir ülke olan Türkiye’nin toplam yüzölçümü 779.452 km2’dir. Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz’le üç tarafından çevrilidir ve kıyılarının toplam uzunluğu, adalar dışında, 8.333 km’dir. İç sular ülke alanının % 1,6’sım kapsar, 200 doğal gölün alanı 906.000 hektar (ha), baraj göllerinin yüzey alanı ise 380.000 ha’dır. Bu göllerden en büyüğü, 374.000 ha’lık alanıyla Van Gölüdür; onu 128.000 ha ile Tuz Gölü izler. Türkiye’nin en uzun ırmakları, üçü de Karadeniz’e dökülen Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya’dır.

Türkiye iklimi bölgesel açıdan farklılıklar gösterir. Ülkenin güney ve batısındaki kıyılarda yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz iklimine karşılık, Karadeniz kıyıları her mevsim yağışlı ve serindir. Ülkenin yaklaşık % 40’ını oluşturan iç ve güneydoğu bölgeleri yarı-kurak özellik gösterir.

Biyolojik çeşitlilik bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin ülkelerinden olan Türkiye, bu açıdan Avrupa kıtasında dokuzuncu sıradadır. Ülkenin 7 coğrafi bölgesinin her biri ayrı iklim, flora ve fauna özellikleri gösterir. Türkiye’de, her biri kendi endemik türlerine ve kendi doğal ekosistemlerine sahip birkaç farklı ekolojik bölge bulunmaktadır: Yaşlı kolşik ormanlarıyla Kuzeydoğu Anadolu kolşik florası; Orta Anadolu’nun step tipi otlakları; dünyanın var olan en geniş yayılımlı servi (Cupressus sempervirens) ve sedir (Cedrus libani) ormanlarıyla Akdeniz bölgesi.

Türkiye, 120 memeli, 400’ü aşkın kuş türü, 130 kadar sürüngen, 400’e varan balık türüyle, tür çeşitliliği açısından çok zengindir. Öte yandan, Türkiye sulak alanlar açısından da zengin bir ülkedir. Soyu tehlikede olan tepeli pelikan (Pelecanus crispus), başta Manyas (Kuş) Gölü olmak üzere, Gediz ve Büyük Menderes deltalarında üremektedir. Bir başka tür ise, bazı yıllar dünya popülasyonunun yaklaşık % 70′i ülkemizdeki sulak alanlarda, özellikle de Burdur Gölü’nde kışlayan dikkuyruk ördektir (Oxyura leucocephala). Büyük flamingoların (Phoenicopterus ruber) Batı Palearktik bölgedeki en önemli kuluçka alanlarından biri Tuz Gölü’dür ve burada 5-6 bin yuvadan oluşan iki kuluçka kolonisi bulunmaktadır. Öte yandan, bu türleri ve yaşam ortamlarını barındıran orman, step, sulak alan, kıyı-deniz ve dağ ekosistemleri vardır.

Ulusal Yaklaşım

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine taraf ülkelerden biri olarak Türkiye, biyolojik çeşitliliğin küresel ve ulusal ölçekte korunması için taahhütte bulunmuş ve böylece biyolojik çeşitliliğin yaşamsal ve sosyo-ekonomik değer ve önemini kabul etmiş, sözleşme tarafından belirlenen biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile genetik kaynakların kullanımından elde edilen yararların adil ve eşit paylaşımı hedeflerine ulaşmak üzere sorumluluk üstlenmiştir. Türkiye bu bağlamda, Rio Zirvesinden bugüne kadar biyolojik çeşitliliğin korunması için yasal düzenlemeler ve politik taahhütler açısından önemli adımlar atmıştır. Beş yıllık kalkınma planları, Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı ile ulusal ve uluslararası hukuksal düzenlemeler bu konulardaki politika ve uygulamalar açısından önemli temel belgelerdir. Öte yandan, 2002 yılı sonuna değin tamamlanması planlanan Çölleşme ile Mücadele Ulusal Eylem Planı çalışması da dikkat çekicidir. Bu stratejilerin yanı sıra, biyolojik çeşitliliğin korunması yönünde atılan adımlara katkı sağlayacak proje ve uygulama çalışmaları da sürmektedir. Buna karşılık, mevzuat ve kurumsal yapı boşlukları ve/ya da çatışmaları günümüzdeki başlıca kısıtları oluşturmaktadır.

Uluslararası Sorumluluklar

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

1992’de gerçekleştirilen ve Rio Zirvesi olarak bilinen Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda İklim Değişikliği ve Biyolojik Çeşitlilik sözleşmeleri imzaya açılmış, Gündem 21, Rio Bildirgesi ve Orman İlkeleri (Her Tür Ormanın Yönetimi, Korunması ve Sürdürülebilir Gelişimine Yönelik Küresel Bir Görüş Birliği İçin Yasal Bağlayıcılığı Olmayan İlkeler Bildirimi) de zirveye katılan devletlerin onayına sunulmuştur.

Rio Zirvesi en büyük uluslararası toplantı (172 ülke) olmasının yanı sıra, küresel ölçekte, sistemlerin çevre değerlerine ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerine uygun yapılandırılması kabul edilerek, bu kavramın benimsenmesi konusunda siyasal irade birliği ve oydaşma sağlaması bakımından da önemlidir.

Rio Zirvesi’ne katılan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 156 devlet Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesini (BÇS) imzalayarak, kendi sınırları içerisindeki bitkilerin, hayvanların ve mikrobiyolojik yaşamın çeşitliliğinin tam olarak korunması sorumluluğunu üstleneceklerine, ayrıca biyolojik kaynakları sürdürülebilir kullanacaklarına ve biyolojik çeşitlilikten sağlanan yararları eşit olarak paylaşmanın yollarını arayacaklarına ilişkin taahhütte bulunmuştur. Sözleşme, “gelecek nesillerin doğal kaynaklara olan gereksinmelerinden ödün vermeden, bugünün gereksinimlerini karşılayabilme” olarak tanımlanan istikrarlı ve sürdürülebilir gelişme kavramı üzerine inşa edilmiştir. Sözleşmenin uygulanabilmesi için, doğal kaynaklarımızın kullanım ve yönetiminde önemli değişiklikler yapılması gerekmektedir.

Sürdürülebilir Kalkınma ve Biyolojik Çeşitlilik

Pazartesi, 26 Mayıs 2008

Sürdürülebilir kalkınma, insanın, parçası olduğu ve varlığını sürdürebilmesi için temel desteği sağlayan ekosistemlerle uyumlu ve denge içinde yaşam kalitesinin yükseltilmesini ve geliştirilmesini içerir. Bu anlamda, ekonomik olarak yapılabilirlik, sosyal eşitlik ve çevresel sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kalkınmanın temel bileşenleridir. Biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir kullanımı konusunda özgün politikalar geliştirilebilmesi için, öncelikli olarak ülkenin arazi kullanım politikalarında köktenci bir iyileştirme ve ulusal tarım, hayvancılık, istihdam ve sağlık politikalarında ciddi bir değişim gerekmektedir. Bu bütünsel yaklaşım aynı zamanda, yoksullukla mücadele ve gıda temininde dışa bağımlı olma tehlikesi önlenerek, gıda güvenliğinin güvence altına alınması için de gereklidir. Bu doğrultuda, soyu tehlikedeki ve endemik türler ile ekosistem ve yaşam ortamlarının korunmasının yanı sıra, tarım, hayvancılık ve su ürünleri ile ilaç sanayisinde üretim ve tüketim biçimlerinin sürdürülebilirlik anlayışına göre yeniden biçimlendirilmesi bir zorunluluktur.

Biyolojik çeşitlilikte, tür koruma ile sürdürülebilir kalkınma ilişkisi önemlidir. Özellikle soyu tehlikedeki türlerden ekonomik öneme sahip olanların, ender oldukları için, fiyatları da yüksektir. Bu türlerin bulunduğu ortamlarda yaşayan insanların yoksul olması durumunda, kısa sürede yüksek kazanç sağlamaya yönelik yaklaşımlar, uzun dönemde sürdürülebilir yöntemlerle ulaşılacak kalkınma olanaklarını da ortadan kaldırmaktadır. Bu bağlamda, özellikle tarım, hayvancılık ve su ürünlerinde, yerli türlerin ve geleneksel üretim biçimlerinin korunmasına, geliştirilmesine ve özellikle gen kaynaklarının kullanımında bölgeler arası eşitlik ve kuşaklar arası adalet anlayışının gözetilmesi önem taşımaktadır.

Koruma alanları ilan edilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilirliği için tek başına yeterli değildir. Biyolojik çeşitliliğin yoğun olduğu ve duyarlı bölgeler için, ulusal kalkınma politikalarının tümleşik bir parçası olarak benimsenmiş özel planlama modelleri gerekmektedir. Deneyimler, koruma alanlarında, duyarlı bölgeleri de kapsayan korunacak ve kullanılacak alanların derecelendirilerek ayrılması, kullanım alanlarında doğrudan o bölgede yaşayanlar için alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve bu süreçlerin katılımcı bir biçimde yaşama geçirilmesinin çok önemli olduğunu göstermektedir.

Biyolojik çeşitlilik ile toplumsal cinsiyet etkileşimini dikkate alan yaklaşımlara da gereksinim duyulmaktadır. Çevre sorunlarının kadın ve çocukları daha fazla etkilediği bilinmektedir. Benzer bir biçimde, kadınların tarımsal biyolojik çeşitliliğini korunmasındaki rolleri de göz ardı edilmemelidir. Tarımda daha çok kadınların istihdam edildiği bölgelerde, yerli türlerin ve geleneksel üretim biçimlerinin desteklenmesinde en önemli aktörlerin kadınlar olduğu dikkate alınmalıdır.

Ormanlar kişilere, topluluklara ve çeşitli sektörlere ekonomik yarar sağladığı gibi, iklim değişikliğinden su üretimine, erozyonun önlenmesinden sağlıklı yaşam ve ekosistemlere kadar uzanan çok önemli kamusal yararların da kaynağıdır (Konukçu, 2002). Salt ekonomik büyümeyi hedefleyen kalkınma politikaları, ormanların, değeri/fiyatı doğru olarak belirlenmemiş bir biçimde kullanımına yol açmaktadır. Sürdürülebilir ormancılık politikasının temel hedeflerinden biri de, kamusal yarar göz ardı edilmeksizin, kullanıcılarının refah düzeyinin ülkenin refahı ile eşgüdüm içinde yükseltilmesi olarak tanımlanabilir. Orman köylülerinin yoksulluğunun orman dışına çıkarılan arazilerle kalıcı olarak giderilemeyeceği gerçeğinden hareketle, orman ürünlerinden sürdürülebilir yöntemlerle ve bilinçli olarak yararlanmanın sağlanması ve aracı mekanizmalarıyla (kişi ya da gruplar) özendirici önlemlerde düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Öte yandan, biyolojik çeşitliliğin doğru fiyatlandırılması, etkin koruma, sürdürülebilir işletme ile doğru seçilmiş geliştirme yöntemleri ve kullanıcıların bilinçlenmesinin sağlanması, sınırlı ve yenilenemez biyolojik kaynakların optimal kullanımı ve sürekliliği için gereklidir.

Günümüzde geniş bir kabul gören yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanması politikalarının, biyolojik çeşitliliği de içerecek biçimde genişletilmesi gerekmektedir. Çevresel güvenliği sağlamak için, insanın da bir parçası olduğu biyolojik çeşitliliğin yaşam kalitesini de korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak zorunludur.